Yağmurdan Sonra Atılan İlk Mesaj
Saat 21:38.
Yağmur yeni durmuştu. Sokaklar sessizdi ama yüzeyler hâlâ ıslaktı. Telefon titreşti.
Mesaj uzundu sayılmaz. Ne panik vardı ne de acele. Sadece bir cümle ve iki fotoğraf. Fotoğraflarda büyük bir hasar yoktu. Ama bir şey belliydi: Su, olması gerekenden farklı bir yere girmişti.
Bu tür mesajlar genelde yağmurdan hemen sonra gelir. Yağmur sırasında değil. Çünkü asıl fark edilen şey, suyun yağarken değil, çekilirken bıraktıklarıdır. Park yerinde biriken izler. Duvar dibinde kalan nem. Kapı eşiğinde oluşan çizgi.
Mesajda isim yoktu. Talep yoktu. “Hasar bildirimi yapıyorum” gibi bir cümle de yoktu. Sadece olan bitenin paylaşıldığı bir an vardı. Bu, çoğu zaman doğru refleksin işaretidir. İnsanlar henüz ne olduğunu tam bilmediklerinde yazar. Bildiklerini değil, gördüklerini gönderirler.
Fotoğraflardan biri gündüz çekilmiş olsaydı belki daha net olurdu. Ama gece çekilmişti. Flaş, yüzeyi parlatmıştı. Detaylar zor seçiliyordu. Buna rağmen suyun hangi yönden geldiği anlaşılabiliyordu. Çünkü izler, her zaman konuşur.
Bu ilk mesajlar önemlidir. Çünkü henüz senaryo yazılmamıştır. Kimse “ne olmuş olabilir” anlatmaz. Olan şey, olduğu haliyle durur. Sonradan gelen açıklamalar genelde bu ilk mesajın etrafında şekillenir.
Yağmurdan sonra atılan ilk mesaj, çoğu zaman bir talep değildir. Bir kayıt girişidir. Saat, zemin, ışık, sessizlik. Bunların hepsi hasarın parçasıdır. Ve bu parçalar kaybolmadan tutulduğunda, sonrasında yaşanacak hiçbir konuşma şaşırtıcı olmaz.
Yağmur bitmiştir. Su çekilmiştir. Ama risk henüz dağılmamıştır. İlk mesaj, işte tam bu aralıkta atılır. Ne yağmurun içindeyken, ne de her şey kuruduktan sonra. Arada. En doğru yerde.
Bazı hikâyeler yüksek sesle başlamaz.
Sadece yağmurdan sonra gelen kısa bir mesajla başlar.