Gönyeli’de suyun nereden geldiği çoğu zaman yağmurla karıştırılır. Oysa risk, yağmurdan çok dereyle ilgilidir. Yağmur sadece tetikleyicidir. Asıl mesele, suyun nereye gideceğini bildiğini sanmamızdır.
Dere, yıllar boyunca aynı yataktan aktı. Çevresi değişti, ama refleksi değişmedi. Yol yükseldi, parseller genişledi, zemin kaplandı. Su ise eski hafızasını korudu. Taşkınlar bu yüzden “ani” değil, hatırlatıcıdır. Dere, unutturulana geri döner.
Gönyeli’de yaşanan taşkınlar genellikle yağışın en şiddetli olduğu anda değil, yağmurun azalmaya başladığı saatlerde görülür. Çünkü doygun zemin artık suyu taşıyamaz. Yüzey akışı hızlanır. Dere yatağına ulaşması gereken su, önce sokaklara, sonra bodrumlara yönelir.
Bu bölgede hasarların önemli bir kısmı araçlardan değil, zemin seviyesinden başlar. Garaj girişleri, bodrum kat kapıları, depo alanları. Su yukarıdan değil, yandan gelir. Bu yüzden ilk fark edilen şey genellikle su değil; nem, koku ya da yüzeyde kalan izler olur.
Gönyeli Dere taşkınları tek seferlik olaylar değildir. Aynı noktalar, farklı yıllarda benzer şekilde etkilenir. Bazen sadece bir bina. Bazen karşılıklı iki parsel. Bazen de yalnızca yolun bir tarafı. Bu düzensizlik tesadüf değildir. Mikro kot farkları ve eski su yolları bu sonucu üretir.
Hasar bildirimi çoğu zaman geç gelir. Çünkü insanlar yağmur bittiğinde rahatlar. Oysa risk, tam da o anda devam eder. Su çekilirken bıraktıkları, hasarın gerçek boyutunu gösterir. İlk saatler kaçırıldığında, olay “belirsiz” hale gelir.
Gönyeli’de dereye yakın olmak tek başına risk değildir. Risk, dereyle nasıl bir ilişki kurulduğudur. Kotlandırma, drenaj, giriş yönü, kaplama tercihleri. Bunlar doğruysa su gelir ve geçer. Yanlışsa, su kalır.
Bu yüzden Gönyeli Dere taşkınları bir doğa olayı olarak değil, yerleşim hafızası olarak okunmalıdır. Su her zaman bir yol bulur. Soru şudur: O yolu biz mi belirledik, yoksa görmezden mi geldik?
Bu yazı bilgi vermek için değil, hatırlatmak için vardır.
Çünkü Gönyeli’de dere, hâlâ oradadır.