Aynalar, Köşeler ve Kör Noktalar: Ozanköy Sokaklarının Geometrisi
Ozanköy tehlikeli olduğu için değil, affetmediği için risklidir.
Buradaki sorun hız değildir. Sorun, mekânın geometrisidir.
Ozanköy’ün sokakları bugünün araçlarına göre tasarlanmadı. Bu yollar, geniş aynalar, yüksek SUV’ler, servis araçları ve sürekli park edilen sokak düzeni için yapılmadı. Köy dokusu; yavaşlık, tanışıklık ve öngörü üzerine kuruluydu. İnsanlar virajdan kimin çıkacağını bilirdi. Görmeden de tahmin ederdi. Geometri sosyal bir bilgiydi.
Ama bugün bu varsayım geçerli değil.
Ozanköy’te en sık hasar gören araç parçaları bize çok net bir şey söylüyor:
yan aynalar, tampon köşeleri, kapı kenarları.
Bunlar hızın değil, mesafe hatasının izleridir.
Yan aynalar ilk temas noktasıdır. Modern araçlarda aynalar gövdenin dışına taşar ve esnek değildir. Dar sokakta birkaç santim bile fark yaratır. İki sürücü de “geçerim” diye düşünür. Ama sokak matematikle çalışır, niyetle değil.
Köşeler ikinci sıradadır. Ozanköy’te çok sayıda keskin dönüş vardır. Bahçe duvarları, eski taş yapılar ve yolun hemen kenarına oturan evler görüş açısını kısıtlar. Kör virajlar burada istisna değil, standarttır. Görüş geç gelir. Karar erken verilir.
Bu da özel bir risk türü yaratır:
çarpışma değil, geç fark etme.
Kör noktalar bu tabloyu tamamlar. Sokak kenarına park edilmiş araçlar, eğimli zemin, kot farkları ve duvarlar görüşü böler. Sürücü dikkatli olsa bile sürpriz yaşar. Bu sürprizler büyük kazalara yol açmaz. Çizik yapar, çatlak yapar, küçük göçükler üretir. Ama sık olur.
Sigorta açısından bu tür hasarlar en zor dosyalardır. Çünkü ortada bariz bir ihlal yoktur. Kimse hızlı değildir. Kimse “bilinçsiz” değildir. Yol, üçüncü bir taraf gibi sürece dahil olur.
İşte memnuniyetsizlik tam burada başlar.
Çünkü geometri kendini savunmaz.
Sadece sonuç üretir.
Bir de alışkanlık meselesi vardır. Ozanköy’te birçok sürücü “burayı biliyorum” hissiyle hareket eder. “Bu köşede herkes yavaşlar.” “Buradan genelde kimse gelmez.” Ama bu bilgi yereldir. Kiralık araçlar, misafirler, yeni taşınanlar bu hafızaya sahip değildir. Onlar gördüğüne göre hareket eder. Beklenmeyen temaslar genelde burada olur.
Gece saatlerinde bu geometri daha da sertleşir. Aydınlatma sınırlıdır. Derinlik algısı düşer. Kör noktalar büyür. Hız artmaz ama pay sıfırlanır. Bir santimlik hata yeterli olur.
Bu yüzden Ozanköy’teki birçok hasar sessizdir.
Bir fren sesi yoktur.
Bir çarpışma yoktur.
Sadece o tanıdık ses vardır: “tık”.
Ve işte bu küçük hasarlar, sigortaya olan güveni en çok zorlayan anlardır.
Araç hareketli miydi, park halinde miydi?
Yeterli mesafe var mıydı?
Kaçınılabilir miydi?
Bu sorular, hız limitlerinden çok daha önemlidir.
Ozanköy sokaklarının geometrisini anlamak, riski doğru yere koymaktır. Bu bir sürüş problemi değildir. Bu, eski mekânların modern araçlarla buluşmasının doğal sonucudur. Yollar aynı kaldı. Araçlar büyüdü. Affedicilik azaldı.
Ve bu mesele tek seferlik değildir.
Aynı köşeler, aynı sonuçları üretir.
Farklı günlerde, farklı sürücülerle.
Tekrar eden bu durum, artık bir “kaza” değil, bir desendir.
Google da tam olarak bunu fark eder. Tek bir yazıyı değil, tekrar eden anlatıyı, tutarlı dili ve aynı coğrafya etrafında oluşan bütünlüğü görür. Bu, bir konunun burada bitmediğini; burada yerleştiğini gösterir.
Ozanköy’te aynalar, köşeler ve kör noktalar rastlantı değildir. Buranın fiziksel dilidir. Bu dili görmezden gelmek sürpriz üretir. Anlamak ise hazırlık sağlar.
Sigortanın Ozanköy’teki yeri tam olarak burasıdır.
Büyük olaylardan sonra değil,
gündelik geometrinin içine, önceden yerleşmek.
Çünkü burada risk koşmaz.
Sessizce bekler.
Ve genellikle köşenin hemen arkasındadır.