Adamızda sigortacılık ulaşılabilirliktir
Bu adada sigortacılık yüksek sesle konuşmayı sevmez. Büyük laflar, iddialı cümleler, parlak vaatler burada çabuk yorulur. Çünkü ada küçüktür ve küçük yerlerde sözler değil, davranışlar hatırlanır. Kim açtı, kim açmadı. Kim geldi, kim ortadan kayboldu. Hafıza sessiz ama keskindir.
Sigorta genelde kağıtla anlatılır. Poliçeler, teminatlar, maddeler, ekler. Hepsi önemlidir ama adada bunlar hiçbir zaman ilk sırada gelmez. İlk sırada erişim vardır. Çünkü risk burada yakındır. Trafik kazası bir ihtimal değil, günlük hayattır. Sağlık sorunu bir istatistik değil, komşunun başına gelen bir şeydir. Yangın, sel, arıza… Hepsi harita üzerinde değil, sokak üzerindedir.
Bu yüzden adada sigorta teorik bir güvence olarak algılanmaz. Pratik bir refleks olarak algılanır. İnsanların kafasındaki soru nettir:
“Bir şey olursa kime ulaşırım?”
Bu sorunun cevabı yoksa, poliçenin geri kalanının çok da anlamı kalmaz.
Büyük sistemler süreçle çalışır. Süreç anlatır, süreç korur, süreç yavaşlatır. Bu kötü niyetli değildir. Ölçek büyüdükçe başka çare kalmaz. Ama ada ölçekle ilgilenmez. Ada sonuçla ilgilenir. Sürecin sonunda değil, başında biri var mı diye bakar.
Burada “talebinizi aldık” cümlesi yarım kalır.
“Kaydınızı oluşturduk” tek başına yetmez.
“Merkeze ilettik” ise kısa sürede aşınır.
Çünkü ada, merkez fikrini sevmez. Her şeyin uzakta olduğu, kararın başka bir yerde alındığı sistemler burada zor nefes alır. Ada yakını sever. Sesi duymayı, muhatap görmeyi, göz hizasında duranı.
Bürokrasi adada genelde ses çıkarmaz ama ağırlık yapar. Evrak çoğaldıkça hız düşer. Katmanlar arttıkça sorumluluk bulanıklaşır. Küçük yerde bu bulanıklık hemen fark edilir. Kimse bunu yüksek sesle eleştirmez ama davranış değişir. Telefon başka yere çevrilir. Tavsiye başka isimle başlar.
Bu noktada gözden kaçmaması gereken bir şey var:
Bu adada sigortacılığın böyle işlemesi bir tesadüf değil, bir kültürün sonucudur.
Ve bu kültür kendiliğinden yaşamaz. Korunması gerekir.
Ulaşılabilirlik, hız, muhatap bulabilme refleksi; bunlar prosedür kitaplarında yazmaz. Yıllar içinde oluşur, tekrarlandıkça yerleşir. Ada hayatı bunu öğretir. Mesafe kısa olduğu için kopukluk hemen hissedilir. Sessizlik hemen fark edilir. Bu yüzden burada sigortacılık sadece teknik bir iş değil, davranışsal bir disiplindir.
Son yıllarda her şeyin merkezileşmesi, standartlaşması, uzaktan yönetilmesi bu kültürü yavaş yavaş aşındırabilir. Daha düzenli görünen ama daha uzak modeller, ada için her zaman ilerleme anlamına gelmez. Bazen tam tersine, güveni zedeler. Çünkü burada güven, sistem şemasından değil erişim anından doğar.
Bu yüzden korunması gereken şey yalnızca poliçeler değildir.
Korunması gereken şey, telefonun açılmasıdır.
Mesajın cevapsız kalmamasıdır.
Hasarın bir dosya numarasına indirgenmemesidir.
Bunlar kaybolursa, ada sigortacılığı kimliğini kaybeder.
Bu romantik bir nostalji değil, pratik bir zorunluluktur.
Ada, uzaklaşanı affetmez.
Ama yakın olanı uzun süre taşır.
Sigortacılık bu adada hâlâ bir insan işiyse, bu tesadüf değil; korunan bir kültürün sonucudur.